12 Eylül 1980 sabahı yönetime el koyan Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin siyasi düzenini kökten değiştiren askeri müdahaleyi başlattı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, Meclis’i feshetti, siyasi partilerin faaliyetlerini durdurdu ve yönetime el koyma gerekçesini ülkedeki siyasi çatışmalar, güvenlik sorunları ve ekonomik kriz olarak açıkladı.
Darbe bildirisi TRT’den okunduğunda ülke genelinde sıkıyönetim uygulaması genişletildi. Milletvekilleri, parti yöneticileri, sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler ve farklı siyasi görüşlerden çok sayıda kişi gözaltına alındı. Anayasa askıya alındı; temel hak ve özgürlükler, askeri yönetimin yayımladığı bildiriler ve kanunlarla sınırlandırıldı.
Meclis kapatıldı, siyasi hayat yeniden biçimlendirildi
Darbenin ilk günlerinde Cumhurbaşkanı görevine devam ederken hükümet görevden uzaklaştırıldı ve parlamenter sistem fiilen sona erdi. Milli Güvenlik Konseyi, yasama ve yürütme yetkilerini birlikte kullanmaya başladı. Siyasi partilerin yöneticileri hakkında soruşturmalar açıldı, parti binaları ve mal varlıkları denetim altına alındı.
12 Eylül yönetimi, yeni bir anayasa hazırlanması için Danışma Meclisi oluşturdu. Hazırlanan anayasa, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halkoylamasında kabul edildi ve Kenan Evren cumhurbaşkanı oldu. 1982 Anayasası, devletin güvenlik anlayışını güçlendiren, siyasi faaliyet alanını daraltan ve sendikal haklarla ifade özgürlüğü üzerinde kapsamlı sınırlamalar getiren hükümleri nedeniyle sonraki yıllarda yoğun biçimde eleştirildi.
Cezaevlerinde işkence ve ağır hak ihlalleri yaşandı
Darbenin ardından açılan davalar ve cezaevi kayıtları, gözaltı merkezleriyle cezaevlerinde sistematik hak ihlalleri yaşandığını ortaya koydu. Diyarbakır Cezaevi, Mamak, Metris ve Ulucanlar gibi cezaevleri, kötü muamele, ağır disiplin uygulamaları, uzun tutukluluklar ve işkence iddialarıyla anıldı. Dönemin tanıkları, sorgu yöntemlerinin yalnızca bilgi almaya değil, mahpusları siyasi ve kişisel kimliklerinden koparmaya yönelik olduğunu anlattı.
Haber 7’de yer alan bir tanıklıkta, cezaevindeki dini inançlara yönelik baskı anlatılırken mahpusların ibadet ve inanç ifadeleri nedeniyle aşağılandığı belirtildi. Ulucanlar Cezaevi’ni konu alan haberlerde de yapının, 12 Eylül döneminin uygulamalarına tanıklık eden önemli mekânlardan biri olduğu vurgulandı. Cezaevlerinden kalan tanıklıklar, darbenin yalnızca siyasi kurumları değil, insanların gündelik hayatını ve kişisel onurunu da hedef aldığını gösterdi.
İdamlar ve kayıplar toplumsal hafızada kaldı
Askeri yönetim döneminde yüz binlerce kişi gözaltına alındı, çok sayıda kişi tutuklandı ve siyasi davalar yıllarca sürdü. Resmi kayıtlara ve farklı araştırmalara yansıyan veriler, işkence iddialarının yaygınlığını, cezaevlerindeki ölümleri ve idam kararlarının kapsamını ortaya koydu. 12 Eylül döneminde ülkücü ve sol görüşlü siyasi mahkûmlar da dahil olmak üzere çok sayıda kişi idam edildi.
Darbe yönetimi tarafından uygulanan baskı, yalnızca gözaltı ve tutuklamalarla sınırlı kalmadı. Sendikalar kapatıldı, grevler yasaklandı, üniversiteler ve basın üzerinde sıkı denetim kuruldu. Binlerce kamu çalışanı görevinden uzaklaştırıldı; siyasi yasaklar nedeniyle farklı görüşlerin örgütlenmesi uzun süre engellendi.
Reha İsvan direnişin simge isimlerinden biri oldu
12 Eylül döneminin tanıkları arasında yer alan Reha İsvan, kadınların ve siyasi tutukluların cezaevi koşullarına karşı yürüttüğü direnişin simge isimlerinden biri olarak öne çıktı. soL Haber’de yayımlanan dosyada İsvan’ın darbe dönemindeki tutumu, cezaevi yaşamı ve baskılara karşı gösterdiği direnç üzerinden ele alındı.
İsvan’ın hikâyesi, 12 Eylül’ün siyasi aktörlerle sınırlı olmayan toplumsal etkisini de ortaya koyuyor. Darbe döneminde kadın tutukluların yaşadığı baskılar, ailelerle koparılan ilişkiler ve cezaevlerinde uygulanan disiplin yöntemleri, tanıklıklar aracılığıyla sonraki kuşaklara aktarıldı.
Darbenin mirası siyasi tartışmaların merkezinde
12 Eylül’ün yıldönümlerinde yapılan değerlendirmelerde, darbenin Türkiye’nin hukuk düzeni ve siyasal kültürü üzerindeki etkisi yeniden tartışılıyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yalçın’ın 12 Eylül 1980 askeri darbesine ilişkin değerlendirmesi de bu tartışmaların güncel örnekleri arasında yer aldı. Siyasi açıklamalarda darbenin demokrasiye, milli iradeye ve temel haklara verdiği zarar vurgulanırken, farklı kesimler yüzleşme ve hesaplaşma ihtiyacına dikkat çekiyor.
12 Eylül 2026’da darbenin 46. yıl dönümü anılırken, döneme ilişkin davalar, arşivler, tanıklıklar ve cezaevi belgeleri kamuoyundaki önemini koruyor. Darbenin doğrudan mağdurları yaşadıklarını anlatmayı sürdürürken, Ulucanlar gibi eski cezaevleri ve anma alanları, askeri müdahalenin toplumsal hafızadaki izlerini geleceğe taşıyor.