Mahfi Eğilmez, ekonomiye ilişkin son değerlendirmelerinde sanayicinin finansmana erişim güçlüğünden gelir artışının hane halkı tarafından hissedilmemesine kadar uzanan bir dizi başlığa dikkat çekti. Ekonomim, CNBC-e, Doviz.com, Cumhuriyet ve T24’te yer alan haber ve yazılarda Eğilmez’in uyarıları; üretim, finansman, siyasi ilişkiler, tüketim alışkanlıkları ve gelir dağılımı ekseninde ele alındı.
Eğilmez’in açıklamalarında öne çıkan ortak nokta, ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin toplumun bütün kesimlerine aynı ölçüde yansımadığı görüşü oldu. Büyüme ya da gelir artışı gibi makroekonomik veriler yükselse bile ücretlilerin, emeklilerin ve sabit gelirli kesimlerin satın alma gücündeki kayıplar telafi edilmediğinde bu değişim günlük yaşamda karşılık bulmuyor. Ekonomist, gelirdeki artışın neden geniş kesimler tarafından hissedilmediği sorusunu bu çerçevede değerlendirdi.
Sanayicinin önündeki en büyük engel finansmana erişim
CNBC-e’de aktarılan değerlendirmesinde Eğilmez, sanayi sektörünün karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan birinin finansmana ulaşmak olduğunu belirtti. Üretim yapan işletmeler için kredi maliyetleri kadar krediye erişimin koşulları ve sürekliliği de önem taşıyor. İşletme sermayesi ihtiyacını karşılayamayan firmalar hammadde alımından istihdama, yatırım kararlarından ihracat planlarına kadar birçok alanda daha temkinli davranmak zorunda kalıyor.
Sanayide finansman sorunu yalnızca şirket bilançolarıyla sınırlı kalmıyor. Üretim kapasitesinin yenilenememesi, makine ve teknoloji yatırımlarının ertelenmesi ve işletmelerin kısa vadeli borçlarla ayakta tutulmaya çalışılması, ekonominin rekabet gücünü de etkiliyor. Eğilmez’in vurgusu, krediye erişimin üretim ekonomisi açısından stratejik bir mesele olduğunu ortaya koydu.
Siyasi ilişkiler ekonomik kararları etkiliyor
Cumhuriyet tarafından aktarılan bir başka değerlendirmede Eğilmez, siyasi ilişkilerin ekonomik yapıyı biçimlendirmesine yönelik “ahbap-çavuş” düzeni uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, kamu kaynaklarının, ihalelerin, teşviklerin veya ekonomik imkânların liyakat ve verimlilik ölçütlerinden uzaklaşarak yakın ilişkilere göre dağıtılması riskine işaret ediyor.
Ekonomide güvenin oluşması için kuralların öngörülebilir, kurumların bağımsız ve karar alma süreçlerinin şeffaf olması gerekiyor. Siyasi bağlantıların ekonomik fırsatlara erişimde belirleyici hale gelmesi, rekabet koşullarını bozduğu gibi yatırımcıların ve üreticilerin geleceğe ilişkin hesap yapmasını da zorlaştırıyor. Eğilmez’in uyarısı, ekonomik sorunların yalnızca faiz, kur veya enflasyon oranlarıyla açıklanamayacağını; kurumların işleyişinin de doğrudan ekonomik sonuç ürettiğini gösteriyor.
Gelir artışı neden mutfakta hissedilmiyor?
T24’te yayımlanan yazısında Eğilmez, gelir artışının neden toplumun önemli bir bölümü tarafından hissedilmediği sorusuna odaklandı. Nominal ücretlerde veya toplam milli gelirde artış görülmesi, fiyatların aynı dönemde daha hızlı yükselmesi halinde gerçek refah artışı anlamına gelmeyebiliyor. Hane halkı gelirinin büyük bölümünü gıda, kira, enerji, ulaşım ve eğitim gibi zorunlu harcamalara ayırdığında, elde kalan kaynak azalıyor.
Bu tablo, resmi verilerle kişisel deneyimler arasındaki farkın neden büyüdüğünü de açıklıyor. Ortalama gelir ya da kişi başına düşen gelir göstergeleri, toplumdaki dağılımı tek başına ortaya koymuyor. Gelir artışının belirli kesimlerde yoğunlaşması, düşük ve orta gelir gruplarında ise borçluluk ile zorunlu harcamaların artması, ekonomik büyümenin refah olarak algılanmasını engelliyor.
Fransa yazısında tüketim toplumu ve yağmacılık ilişkisi
Eğilmez’in Doviz.com’da yayımlanan “Fransa’da Yağmacılık ve Tüketim Toplumu” başlıklı yazısı, ekonomik tartışmayı toplumsal davranışlar üzerinden ele aldı. Yazıda yağmacılık olgusu, yalnızca güvenlik veya kamu düzeni başlığıyla değil, tüketim kültürü, eşitsizlik ve toplumdaki aidiyet duygusunun zayıflamasıyla birlikte değerlendirildi.
Tüketim toplumunda sahip olma arzusunun sürekli teşvik edilmesi, gelir imkânları sınırlı kesimlerle tüketim hedefleri arasındaki mesafeyi büyütebiliyor. Eğilmez’in yaklaşımı, bu gerilimin sosyal olayları anlamada ekonomik koşulların da hesaba katılmasını gerektirdiğine işaret ediyor. Fransa örneği üzerinden yapılan değerlendirme, gelişmiş ekonomilerde dahi gelir dağılımı ve toplumsal dışlanma sorunlarının gündemden düşmediğini ortaya koydu.
Ekonomide alarmın kaynağı tek bir gösterge değil
Ekonomim’de yer alan “tehlike çanları çalıyor” başlıklı haber, Eğilmez’in farklı risk alanlarına ilişkin uyarılarını gündeme taşıdı. Bu uyarıların ortak zemini, ekonominin yalnızca kısa vadeli piyasa hareketleriyle değil, üretim gücü, finansmana erişim, gelir dağılımı ve kurumlara duyulan güvenle birlikte değerlendirilmesi gerektiği düşüncesi.
Sanayicinin kredi bulamadığı, hane halkının gelir artışını fiyatlar karşısında kaybettiği ve ekonomik fırsatların siyasi yakınlıklarla ilişkilendirildiği bir ortamda, göstergelerdeki sınırlı iyileşmeler kalıcı refah üretmeyebilir. Eğilmez’in açıklamaları, karar alıcıların üretimi destekleyen finansman kanallarına, adil gelir dağılımına ve kurumsal şeffaflığa odaklanması gerektiği yönündeki tartışmayı canlı tuttu.